Okuduğumuz romanlar, öyküler, tiyatrolar veya dinlediğimiz şarkılar gün geliyor ya perdeye yansıyor ya da modern dünyanın perdelerinden sayılan televizyonda gösterime giriyor. O gözümüzde büyüttüğümüz, belki günlerce okuduğumuz koskoca eserler iki saatten az bir sürede akıp gidiyor gözümüzün önünden.

Okuduğumuz romanlar, öyküler, tiyatrolar veya dinlediğimiz şarkılar gün geliyor ya perdeye yansıyor ya da modern dünyanın perdelerinden sayılan televizyonda gösterime giriyor. O gözümüzde büyüttüğümüz, belki günlerce okuduğumuz koskoca eserler iki saatten az bir sürede akıp gidiyor gözümüzün önünden.
Herkesin kendine göre farklı anlamlar yüklediği şarkılar vardır. O şarkılar çalınca hayal dünyamızda canlanır anılar veya kendi oluşturduğumuz dünyalar. Kimi zaman da her seferinde farklı düşüncelerle dinleriz o şarkıları. Sonra birden o şarkılardan birinin klibi çıkar televizyonda ve her şey birden mahvolur. Tüm hayaller, tüm çağrışımlar ve bütün tatlar kısılıp kalır yönetmenin çizdiği senaryo içinde. Klibin iyi veya kötü olması değildir mesele. Sorun artık şarkının bize senaryo ile yansımasıdır. Her şeye rağmen yine de kendi hayallerinize sıkı sıkı tutunup bırakmak istemeyebilirsiniz ama ya başaramazsanız?
“Aşk ve Gurur” adı ile gösterime girdi Jane Austen’in ünlü romanı “Pride and Prejudice”. İzleyip izlememeye hala karar veremedim çünkü romanın kendisi gerçekten etkileyici ve bütün karakterler ve aralarındaki ilişkiler hatta gizli bakışmalar bile hayalimde ayrıntıları ile mevcut. Fakat izledikten sonra her şey bambaşka olacak biliyorum ki zaten bir romanı hakikati ile tam olarak sahneye aktarmak da neredeyse imkânsız. Örneğin Evelyn Waugh’un yazdığı “Brideshead Revisited” adlı roman 1981 yılında yönetmenler Michael Lindsay-Hogg ve Charles Sturridge tarafından neredeyse sayfası sayfasına perdeye aktarılmış ve filmin toplam süresi 659 dakika. Bu da romanı tümüyle ve tüm duygusuyla hayaldeki gibi aktarabilmenin kifayetsizliğini göstermektedir.
Diğer bir yandan, bazen okuduğumuz eserleri perdede izlemek keyif verici de olabiliyor. Eserin kendisi ile karşılaştırma fırsatı doğmuş oluyor. Ayrıca aynı eserin farklı bir sanat dalındaki yansımasını görebilme imkânı da sanatseverler için gerçekten değerlendirilmesi gereken bir fırsat olarak görülebilir.
Hayalleriniz mi kalsın hep sizinle yoksa bir başkasının hayalini de mi bilmek istersiniz yine de? Hem hayalde hem perdede güzel eserler mutlaka işlenmeli. Yoksa ne kalır geriye güzel? …
Kategorisi: Edebiyat | Etiketlendi: aşk, Edebiyat, hayal, jane austen, perde, roman, sanat