Gün geçtikçe dizi bağımlısı olup çıkıyoruz. Televizyon kanalları da bu furyayı daha uzun süreler devam ettirecek ve de bundan faydalanacak gözüküyor. Ara ara dizilerin içerikleri değişse de, diziler tamamıyla ortadan kalkacak gibi değil. İzleyici istedikçe veya verileni almayı sürdürdükçe, bunun tersinin olması da imkansız.
Elbette olan bitene sadece dışarıdan bakıp, insanlar niye daha faydalı şeyler izlemiyor diye ahkam kesmek ve kendimizi de bu ihtiyaçtan habersiz saymak uygun olmaz. Peki bunca insan neden her gününü en az bir dizi ile dolduruyor ve merakla diğer haftayı bekliyor? Televizyonlarda sinema dönemi zaten bitti gibi ve yayınlansa bile prime time denilen en çok izlenen vakitlerden ziyade geç saatlere konulmakta daha çok. Kala kala bize diziler kalıyor o saatlerde. Bize diziler mi kaldı yoksa dizilerin diğerlerinin yerini almasını biz mi istedik o da ayrı bir mevzuu.
Aslında gündüz vakti yayınlanan kadınlara özel programların (hani şu ayrılıkların, ihanetlerin ve de özlemlerin anlatıldığı) tutulması ile dizilerin tutulması bir nevi aynı psikolojinin eseri. Bizler dertlenmeyi seviyoruz sanki. Gördüğümüz ve duyduğumuz hadiseler karşısında sanki bizler de birer rol biçiyoruz kendimize. Kadın programlarında ağlayan kadının veya erkeğin bir akrabası da biziz. Adının genel olarak kadın programı olarak geçmesine de bakmayın, izleyici kitlesi sadece kadınlardan da oluşmuyor. Dedik ya, o programda çırpınan babanın bir komşusu da biziz sanki veya bazen kendisi gibiyiz izlerken. Aynı psikoloji değil midir arabesk müziği dinlerken bizi ağlatan? Ne sevgilimiz vardır o sırada, ne de yakınlık duyduğumuz biri ama şarkının içeriği bizimle zerre kadar ilgili değilken, hüngür hüngür ağlarız karşılıksız bir aşkın melodisine.

Dizilerde de yüzlerce karakter ve onlarca senaryo var. Haberlerde yer alan, şarkılarda dillendirilen ve de o kadın programında ağlayanlardan ne varsa aynıları var o dizilerde de. Komedisinden tutun da, insanın içini çizen en acı olaylara kadar. Oturunca başına bir dizinin, dizi kadrosunda artık biz de varız bir bakıma. Hani ninelerimiz televizyonda film izlerken, olayları gerçek zanneder de iyice sinirlenir veya hüzünlenirdi ya, işte biz de tam olarak bunu yaşıyoruz farkında olmadan. Artık kimse televizyonda gördüklerini gerçek zannetmiyor belki ninelerimiz gibi ama gerçekmiş gibi benimsiyor ve de tepki veriyor. İşte bu da, dizileri hayatın bir parçası gibi kıldığından, vazgeçilmez olmaya başlıyorlar. Kendi üzüntüsünü gidermek isteyen, ihaneti ortaya çıkarmak isteyen, intikamını almak isteyen hep diğer bölümü iple çekiyor çünkü artık o tipik bir izleyici değil yani izlemekle yetinmiyor.
Filmleri, romanları, hikayeler, şiirleri ve şarkıları bir ihtiyaç haline getiren psikolojilerden birisi de bu bahsettiğimdir işte. Dizilerin de bundaki yeri aynı. Sorun ise kendimizi bu denli kaptırdıklarımızın bize kazandırdıklarında ve kaybettirdiklerinde.
Kategorisi: Edebiyat, Eleştiri | Etiketlendi: dizi, film, hikaye, karakter, komedi, roman, televizyon